JOE BİDEN TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

JOE BİDEN TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

 

ABD ciddi bir sınav ve kutuplaşmanın eşiğinde.

Çok güçlü standartlara sahip kurumları olmasına rağmen korkuları da mevcudiyetini devam ettiriyor. Büyümek önemli bir olay ama kontrolsüz büyümek daha önemli. Bu kadar çok farklı yönlerde büyüme her anlamda kontrolü elde tutma anlamına gelmiyor. Sen fütursuzca insan faktörünü düşünmeden büyürsen gün gelir içinden çıkamayacağın bir hal ile karşı karşıya kalırsın, o büyüklük başına bela olur. Bu gün ABD’ de dünyanın yarısından fazla milletin insanlarının yaşadığı düşünülürse bu farklı kültürler anlamına gelir ki bu bağlamda herkese hitap edecek yaşam standartları oluşturma imkânsız hale gelir.

25 bin civarı askerin başkente konuşlandırıldığı düşüncesi ise ABD’de daha farklı şeylerinde var olduğunu ortaya koyuyor. Bu durumda ABD psikolojik bir kutuplaşmanın ortasında olduğu söylenilebilir. Biden de böyle bir talihsizlik içinde başkanlığa soyunmuş oldu.

ABD’ nin gelişen yenidünya oluşumunda Türkiyesiz hareket etme olanağı yoktur. Dolayısıyla NATO ve diğer oluşumlarda Türkiye’ye ihtiyacı var, özellikle orta doğuda Çin ve Rusya’nın varlığına rağmen dış politikasını şekillendirecek önemli bir aktöre ihtiyacı var.

ABD’nin kendini yeniden konumlandıracağı doğu Akdeniz meselesinde Türkiye’yi nereye koyacağı ve nasıl hareket edeceği merak konusu. Özellikle güney Kıbrıs ve Yunanistan’da kurmak istediği üsler ile bölgesel varlığını ülkemize karşı nasıl şekillendirecek göreceğiz veya incirlik boşaltılıp oralara mı taşınacak.

AB’ nin gücü ile Türkiye’yi baskı altına almak isteyen Yunanistan’ın çok düşük seviyede çatışma politikası görünümlü bir çizgi ile yaklaşım izlediği anlaşılıyor. Bu duruma Biden nasıl bakacak? Türk-Yunan ilişkilerinde bu yaklaşımla Yunanistan’ın batılı devletleri yanına alma çabaları, olayları daha da gergin hale getirme, Türkiye’yi çeşitli yollarla tahrik etme, milli angajman kurallarını ihlal ederek sorumsuzca hareket etme gibi yanlış dış politikalar izlediği açık. Türkiye ise diyalog çağrılarına devam etmektedir, ancak önemli bir sonuç ortaya çıkmayacaktır. Piyon Yunanistan destek güdümleriyle hareket etmeye devam edecektir. Bu çerçevede açıkça fark edilen şey Yunanistan’ın Türkiye’yi bir savaşa sürükleme politikası yürüttüğüdür. Dünyanın da istediği budur. Güçsüz bir Türkiye. Öte yandan Yunanistan’ın askeri gücünün yetersiz olduğu ortadadır ve diplomasi de de haklı taraflarının olmadığı açıktır. Aklıselim ile hareket eden devletimiz yönetimi, artık her şeyi çok iyi analiz ediyor durumdadır ki yapılan bazı açıklamalarda Yunanistan kendi ülke vatandaşlarına karşı yanlış bir politika izlediği değerlendirilmesi yapılıyor. Katılıyorum, fiziki savaş yerine siyasi savaş daha uygun olarak görülebilir. Mesela Fransa’da sarı yeleklilerin mücadelesi bir iç çatışmanın olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu tür durumlara insanların üzerinden gitmek daha doğru olur kanaatindeyim, çünkü bizim insanımız askere ölmek için güle oynaya gitmektedir, onlar ise bireyselleşmiş ve korkak yaşam tarzlarından ödün vermek istemeyeceklerdir.

ABD yeni dönemde atacağı adımlara muhtemelen Almanya, İngiltere ve Fransa ile eş güdümlü olarak başlayacaktır, ancak Fransa’nın Doğu Akdeniz’deki tutumunu gözden geçirmesi gerekecektir.

Barack Obama dönemi başkan yardımcısı yeni başkan Joe Biden’in finans sistemi dışında ekonomiyi her yönden etkisi altında bulunduran coronavirüs ile savaşmak, işsizlikle mücadele, iklim değişiklikleri, sürdürülebilir politikalar alanlarında çalışma yapması kaçınılmaz olacaktır. Bunun yanında gelir eşitsizliği, ırkçılık gibi durumlarla mücadelede yer almaktadır. Geçtiğimiz birkaç yılda da görüldüğü gibi önümüzdeki yıllarda da şüphesiz ki dünya da en önemli faktörler teknoloji ve bu teknolojiyi

ticarileştirme çabaları olacak. Bu ticarette çeşitli yöntemler denemesi olası. İklim krizini de tek başına değil çeşitli uluslarla birlikte çözmek isteyecektir.

ABD’de 3 Kasım 2020’de gerçekleştirilen başkanlık seçimini Donald Trump’ ın tüm itirazlarına rağmen Demokrat Parti adayı Joe Biden kazandı. ABD’nin 46. başkanı Biden’ in uygulayacağı her türlü politika önem arz etmekte ve bu nedenle tüm dünya tarafından yakından takip edilmektedir. Özelikle ABD’nin korona virüs salgınında sınıfta kalması, vaka ve vefat sayılarında dünyada en üst sırada yer alması seçimi doğrudan etkileyerek Trump’ın kaybetmesine yol açmıştır.

Biden’ in bu durumu nasıl düzelteceği ve küresel ekonomiyi nasıl yönlendireceği merak konusu olmaya devam ediyor.

Bütün bunlar düşünüldüğünde yeni başkanın öncelikle iç politikaya el atacağı ekonomiyi toparlaması gerektiği ve daha sonra dış politikaya yön verme çabası içerisine girmesi gerektiği düşünülebilir.

Sonrasın da yürüteceği dış politikalarla orta doğuda çok daha çetin asimetrik çatışmalar gerçekleşebilir. Suriye’de devam eden denklemlerin çözümü noktasında YPG yi bir araç gören ABD tutumu orada bulunan İran’ın muhtemel çekilmesine karşı Rusya ile direk karşı karşıya kalma durumu söz konusu olacak ve bölge de var olan dinamiklere karşı Türkiye nin konumu ile ilgili bir karar aşamasına gelmiş olacak. Bölgede işler ters giderse başka ülkelerle devlet dışı aktörlerin cesaret ve desteklenmesi yoluna da giderek durumu lehine çevirme gayreti içerisine girecektir.

Tüm bunlar devam ederken dünyada yükselen İslam karşıtlığına Biden’ in bakış açısı ne olacak ileride göreceğiz. Ben azalacak bir karşıtlığın ihtimal dâhilinde bile olamayacağını düşünüyorum.

Dengeler ne kadar değişecek.

2021 Dünya siyaset dengeleri güç rekabetinin yine en üst seviyelerde devam edeceğini gösteriyor ve ülkemizin buna daima hazır konumda bulunması şart. Joe Biden’ın yeni bir anlayış(doktrin) ile küresel liderlik konumunda olma iddiası olacağı ve bunun için öncelikle demokrasi bağlamında transatlantik ittifak başta olmak üzere müttefikleriyle ilişkilerini konsolide (pekiştirme) edeceği bir gerçek. ABD nin dünya yüzeyinde bıraktığı boşlukları başka ülkelerin doldurması yeni rekabetlere, fırsatlara, belirsizlik ve karmaşa ortamlarına gebe olacaktır.

“Kovid-19, 2020’de ABD’yi çok ciddi şekilde vurdu ve bütün siyasetini belirledi.”

Ülkemizde ise dış politika açısından coronavirüs küresel salgını etkisiyle, bütün devletlerde ciddi sarsılmalar, olumsuz etkilenmeler olmasına rağmen, hasar ve zararın en aza düşürüldüğü bir dönem yaşandı denilebilir.

Türkiye’nin, hem iç siyaset hem de dış politikada salgını çok iyi yönettiğini kabul etmek lazım ortalama 150 den fazla devlete yaptığı yardımlar, Türkiye’nin yumuşak gücünün ne kadar sürdürülebilir olduğunu tüm dünyaya bir kez daha göstermiş oldu. Buna ilişkin olarak bireyin özgürlüğüne yön verecek siyaset ve ekonomi arasındaki denge politikası kültürel unsurlarla birleştirildiğinde milli unsurların korunması açısından nedenli önemli olduğu da görüldü. Hiç bir unsur özgürlüklerin tek başına garantisi olamayacaktır. Bu noktada gelişen ve modernleşen dünyanın ulus-devletlere bölünebileceği ve siyasetin ekonomiden önce geleceği bir kavram olarak ortaya çıkacağı öngörülebilir.

Küresel ekonomi ve kültürel sermaye, ulusların siyaset anlayışlarını aşarak içeriye girerek iç gidişatla ilgili şekillenmelere sebep olacaktır. Çeşitli asimile süreçlerinde ekonomi ve kültürel sermaye devletlerin egemenlik anlayışını son derece etkileyecektir.

Küreselleşmenin etkisi bizi bazı batılı toplumların sembolik dünyasıyla hayal etmeye ve günümüzde bazı teknoloji şirketlerinin ürettiği sanal ve köksüz dünya düzenine yönlendirmiş durumda gibi. Başka bir açıdan değerlendirmek gerekirse kültürel dünyaların varlığı dünyanın kültürel olarak çeşitlenmesi ve zenginleşmesi anlamını da taşımaktadır. Küreselleşmenin en baş tehditlerinden bir tanesi dünyanın Batılılaşarak tektip elbise giyinir gibi görünüm içerisinde olmasıydı. Herkesin tek yöne bakıyor olması gibi. Bu tehdit artık batılı toplumları da etkisi altına almış durumdadır. Sanki insanlık, dibi görülmeyen bir boşluğa bakıyor vaziyette.

Bu konuların etrafında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ara ara belirttiği üzere “kendi kültürümüze sahip çıkacağız” açıklamalarının önemi ortaya çıkmaktadır. Ülkemizin uluslararası arenada yürüttüğü bağımsızlık mücadelesinin içeride kültürel olarak desteklenmesi şarttır. Küresel dünyayla arasına kültürel fark koymak zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bağımsız bir temel olarak bu öngörülebilir. Ülkemiz köklü devlet ve adalet anlayışıyla bunu gerçekleştirmeye her zaman hazırdır. Keza yeryüzünde kültürel zenginliği en önemli derecede mevcut olan ülke-ulus Türk ülkesi dir. Bu noktada devlete düşen görev, modernleşme ve küreselleşme süreçlerini halk ile arasında inşa edeceği köklü köprülerle ileriye dönük olarak sağlamlaştırmaktır. Bunu çoğu alanda görmek mümkün.

20 Ocak itibariyle Joe Biden ABD’nin 46. başkanı olarak göreve başladı. Biden Kasım 2020’de son 70 yılın en fazla oyunu alarak başkan seçilen demokrat adayı olarak tarihe geçti. Ancak kimse 6 Ocak’ta yaşanan kongre baskını gibi bir olayın gerçekleşeceğini düşünmemişti. Kanlı baskında 5 kişi hayatını kaybetti, ABD’nin dünya genelinde kötüleşen imajı yerle bir oldu 6 Ocak baskını sonrasında ABD’nin başkenti Washington, Bağdat gibi oldu. 25.000’den fazla Amerikan askeri başkent sokaklarında barikat kurdu, kongre binasının içinde konuşlandı ve başkenti neredeyse bir güvenlik duvarı ile kapattılar.

Yeni başkan Joe Biden 2003 yılında Irak savaşını desteklemiş, akabinde hatalı olduğunu açıklamıştı. Kilisenin kamu hayatında yeri olmadığını savunan Biden eşcinsel evliliklerinin yasallaştırılmasını da desteklemişti.

Türkiye’yi yakından tanıyan Biden 2000 li yılların başından itibaren iki ülke ilişkilerinin bazı dönüm noktalarında kritik roller üstlenmişti. Senatörlük döneminde Türkiye'nin Kıbrıs politikasını eleştirirken, 1915 olaylarının ABD tarafından 'Ermeni Soykırımı' olarak tanınması için de aktif çalışmalar yürüttü.

Türkiye'ye ilk ziyaretini 2011'in Aralık ayında yaptı. Gündemi Arap Baharı nedeniyle Orta Doğu'da yaşananlar olarak tanımlanabilir. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmeleri olmuştu. İkinci ziyaretini ise IŞİD' in Kobane' ye yönelik operasyonu ve ABD'nin de örgüte karşı başlattığı hava bombardımanlarının sonrasında gerçekleştirmişti. Bu ziyaret kapsamında İstanbul'da bazı sivil toplum kuruluşlarıyla da görüşmeleri olmuştu. Üçüncü ve son ziyaretini ise 2016'da yaptı. 15 Temmuz darbe girişiminden yaklaşık bir ay sonra yaptığı ziyarette ana gündem Fethullah Gülen'in iadesiydi.

Türkiye'ye yaptığı ikinci ziyaretten birkaç ay sonra, yaptığı bir konuşmada Orta Doğu'daki en büyük sorunlarını müttefikleri olarak tanımlamıştı. Türkiye ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin Beşar Esad'ı devirmek için çok yüksek miktarlarda paralar ve silahlar aktardığını beyan etmişti. "Bu ülkeler, Esad'la savaşan herkese yüzlerce milyon dolar para ve onlarca, binlerce ton silah verdi. Bu politikalar El Kaide bağlantılı grupların ve en sonunda da IŞİD' in işine geldi."

Ayrıca, Türkiye'nin Suriye'ye giden çok sayıda yabancı savaşçının sınırı geçmesine izin verdiğini kabul ettiğini de belirtti. Bu sözler, Türkiye'nin tepkisini çekti. Biden daha sonra Recep Tayyip Erdoğan'ı arayarak sözlerinden dolayı özür diledi. İkinci özrü ise 15 Temmuz'un ardından geldi. Darbe girişiminden bir ay sonra yaptığı ziyarette ise şöyle konuşmuştu. "Amerikan halkı sizin yanınızda. Obama, Erdoğan'ı arayan ilk insanlardan biri oldu. Ancak yine de özür dilemek istiyorum. Keşke daha erken buraya gelebilseydim. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı, halkınıza büyük hayranlık duyuyoruz ve bu zorluklara göğüs germe biçiminize hayranlık duyuyoruz." diye ifadelerde bulunmuştu.

Yukarı da değindiğimiz bazı başlıklar neticesinde görünen o ki Biden ülkemize karşı kendi mutlak çıkarları doğrultusunda ılıman bir dış politika izlemekle beraber dayatmaları da devam edecektir. Türkiye’ nin eski Türkiye olmadığını değerlendirerek işine geldiği konularda her zaman yanında görmek isteyecektir, diğer ittifaklara nazaran en küçük bir olumsuz durumda tavır takınacak ve yaptırımlar uygulayarak tutarsız davranışlar sergilemeye devam edecektir. Ancak hiç şüphesiz ki Türkiye’nin/Türklerin dünya yüzeyinde ki hızlı yükselişini kabullenerek adım atması lehine olacaktır. S-400, İHA, SİHA vb. başarılara imza atmış olan Türkiye savaş uçağı projesine de hız verdiğinden F-35 programını yeniden değerlendirme gereği hissedecektir. Ortadoğu’da Rusya ve Çin’ e karşı önemli bir müttefik olan Türkiye’yi kaybetmeyi asla göze alamayacaktır.

Aslında tüm dünya ülkemizin gelişmesini yakinen takip etmektedir. Biden’in de bu strateji ile hareket etmesi ülkesinin yararına olacaktır. Çünkü yeni dünya düzeni’ nin oluşumu Türkiyesiz asla mümkün değildir.

 

 

Süleyman YILDIZ

Güvenlik uzmanı