HAKKINI HELAL ET ERZURUM
HAKKINI HELAL ET ERZURUM
Ben bir Karslıyım. 1986 Temmuz Ayında, Tokat Milli Eğitim Müdürlüğü Rehberlik ve Araştırma Merkezindeki 6 ay gibi kısa bir zaman içerisinde yaptığım “Rehber Öğretmenlik” görevimden ayrılarak 2009 yılına kadar acı ve tatlı anılarımın olduğu Erzurum Atatürk Üniversitesindeki görevime başladım. Erzurum Atatürk Üniversitesi, Türkiye’nin en seçkin üniversitelerindendir. Orada görev yapanlar bilir “üniversiteler kuran üniversitedir.” Bu ifade sadece çevresindeki illere kurduğu üniversitelerle sınırlandırılmamalıdır. Nitekim o illerdeki üniversitelerin kurulmasından da önce bu isim kendisine verilmişti: Türkiye’nin her yöresindeki üniversitede Atatürk Üniversitesinin yetiştirmiş olduğu öğretim elemanını görmek mümkündü. Halen de öyledir. Mensubu olmakla onur duyduğum Atatürk Üniversitesi aynı zamanda halkla bütünleşmiş, şehirle iç içe olmasıyla da çevresini aydınlatma fonksiyonunu hakkıyla yerine getirmektedir. Ülkemin her üniversitesi elbette güzeldir. Ancak Atatürk Üniversitesine eğitim ne kadar da yakışıyor: Eğitim sıcak havayı fazla sevmez, soğuk mevsimlerde daha bir etkili olur. Erzurum tam da böyle bir mekândır. Öğretim elemanı asli işinin eğitim olduğunu bildiği gibi öğrenciler de eğitilmeye motive olmuşlardır. Halkına öğretmen yetiştiren Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi ile Atatürk Üniversitesi arasında kar bardan bardan yağarken yürümek adeta bir terapi etkisi yapmaktadır. Birçok insan karlı havada yürüme, yürüdükçe karların yukarıdan aşağıya dökülmesiyle arınma duygusunu yaşama bahtiyarlığını bilmemektedir. Karda yürümenin etkisiyle derse gelen hoca arınmış, öğrencisi arınmıştır. Bir diğer ifadeyle her iki tarafta deşarj olmuş olan bir sınıfta eğitimin kalitesi nasıl olur? Varın onu da siz tahmin edin.
23 yıllık bu uzun zaman içerisinde genelinden memnun kaldığım insanlar tanıdım. Bir de sessiz muhabbetim olan Erzurum’u sevdim. Ata yadigârı Çifte Minareli Medresesi, Ulu Camii, Lala Paşa Camii, Üç Kümbetler, adını bulunduğu caddeye veren Kongre Binası, gibi hayranlıkla seyrettiğim İlhanlı, Selçuklu, Osmanlı ve Atatürk dönemleri eserlerinin yanında; halen görebildiğimiz kanlı duvarlarıyla içimizi burkan, bizi hüzne boğan ve bir o kadar da Rus ve Ermeni zulmünü geleceğimiz için bize unutturmadığı için içten minnettar kaldığım Kanlı Tabyaları gönlümdeki Erzurum un ilk sessiz ama sessizlikleri içerisinde söze dökülemeyecek yoğunlukta mesajlar veren objeleridir.
Erzurum Ramazanları, benim gibi uzun süre orada yaşayanların unutamayacağı bir kültürdür: Zoraki oruç tuttuğu, kavga için bahane aramalarından anlaşılanlarıyla, sadece zevk almak için ramazan pidesi kuyruğuna girerek dil dalaşı yapanlarla, “dadaş neçi yani, remazan...” diyerek oruç tutmayı bahane göstererek işini yapmayan memurlarıyla, akşam yemeğe yetişmek için trafiğin sıkışmasıyla, yemeğinde olmazsa olmazları iri buğday taneli ayran aşı, yumurtalı kıyması ve kadayıf dolmasıyla, ertesi gün ballandırarak yediklerini anlatmalarıyla, teravih namazı için camilere koşuştururken okunan ezan sesine şevkle “imanan kurban” diye sevdikleri imama cevap vermeleriyle, ...başka illerde göremediğimiz tam bir kültür hazinesidir. Küreselleşme peşine bilinçsizce takılmış olan yeni nesillerimize ileride hatırlatmak üzere bu kültür mirasının kayda alınarak saklanması da yerel yöneticilerin görev olsa gerek.
Saygı, sevgi ve muhabbetlerimle…
Prof. Dr. Sırrı AKBABA
